Thursday, December 1, 2016

iPad den deniyorum bakalım nasıl olacak..

Uzun zamandır blog yazmayı ciddi ölçüde yavaşlattım.. İnstagram çıktı bloglarımızı ciddi biçimde ihmal etmeye başladık o tamam ama benim için bu ihmalin bir başka yönü daha var.. Bloğu Windows uygulamasının olduğu diz üstü bilgisayarından yazması çok kolay, çünkü zaten orası için hazırlanmış bir uygulama olan Blogger kullanıyorum ben.. Ama cep telefonları ve iPad çıktıktan sonra diz üstü bilgisayarları neredeyse atıl kaldı.. Aklıma yazacak bir şey gelse bile bilgisayarı alıp blog yazmak zoruma gidiyor çoğu zaman..



Bu yazıyı da ilk kez Blogger uygulamasını i pad e indirerek yazmaya çalışıyorum.. Sizlerden deneyen var mı bu uygulamayı merak ediyorum. Öncelikle fotoğraflar küçük ve sol tarafta çıkıyor acaba onları büyütüp ortaya çekebilirmiyim merak ediyorum..



Aralara da benim yaramaz oğlum Ares'in resimlerini ekliyorum, bakalım nasıl olacak..



Tuesday, October 18, 2016

Milk paint /Süt boyası..


Artık eskisi kadar sık blog yazısı yazamıyorum biliyorsunuz ama yeni bir şey denediğimde, yaptığımda belki günün birinde birilerinin işine yarar diye mutlaka bir yazı hazırlamaya çalışıyorum.. İşte bu seferde yurt dışı sitelerde hep adını duyduğum milk paint yani süt boyasını ilk kez denedim ve sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum..


 Süt boyası su bazlı ve zararlı tüm kimyasallardan arındırılmış bir toz boya.. Dolayısıyla uygulaması diğer boyalara göre oldukça farklı çünkü su katıp kullanacağınız boyayı siz hazırlıyorsunuz.. Standart ölçüsü bir ölçek toz boyaya bir ölçek su eklemek..Boyayı hazırladıktan sonra da kullanmaya başlamak için 10 dakika beklemek gerekiyor..  Ancak bu ölçü benim her zaman alıştığım boyalardan daha az akıcı çıkınca ben biraz daha ekledim..  Benim boyayacağım zeminin üzerinde 2-3 kat vernik olduğundan iyi sonuç için astar boya gerekliydi.. Diğer yaptığım mobilya boyamalarında mümkün olduğunca astar boya kullandırmayacak boyaları bulmaya çalışıyorum ama süt boyasının bence en muhteşem özelliği ilk kat boyayı yaparken extra-bond adı verilen astar boyayı da içine katmanız.. Dolayısıyla bir taşla iki kuş vurarak ilk katı sürerken hem astarı atıyorsunuz hem de boyayı.. İkinci katı sürerken extra-bond kullanmanıza gerek yok.. Extra bond çok başarılı bir astar ve onun sayesinde laminat dahil pek çok düz ve parlak yüzeyi boyamak mümkün oluyormuş... 


Diğer boyalara göre çok daha hızlı kuruması ve kokusuz bir boya olması evin içinde boya yapmak için diğer artı özellikleri.. Aslında beni en uğraştıran kısmı sanırım boyayı hazırlaması oldu.. Su ve toz boyayı pütür kalmayacak şekilde çok iyi karıştırmanız gerekiyor.. Eğer pütür kalırsa boya yaparken onlarda zemine yapışıyor..  Yapışan pütürlerden kurtulmak için her iki kattan sonra da çok hafif bir zımpara yaptım.. Bir diğer hatam her zaman olduğu gibi iş bitince orasına burasına biraz daha fırça darbesi vurmak oldu ki, o son darbeler sizinde fotoğraflardan görebileceğiniz fırça izlerini yaptı.. Size tavsiyem rulo fırça kullanmanız ve sonrasında fazla oynamamanız olur.. Sonuç olarak benim çok ama çok sevdiğim mat, dokulu, hafif eskimişlik hissi taşıyan çok güzel bir yüzey ortaya çıktı..  Tekrar kullanırmıyım ? Kesinlikle..


Süt boyayı nereden temin edeceğinize gelince.. Antalya'da bulunan Alarart'dan.. Facebook ve İnstagram'da da Alarart olarak sayfalarına ulaşabilirsiniz.. Sahibi Eszter hanım hem kendisi çok güzel şeyler yapıyor hemde süt boyalarını ve yardımcı malzemelerini satıyor.. Bana istediğim maviyi bulana kadar çok uğraştı buradan da kendisine ayrıca teşekkür etmek istiyorum.. Ben burada dilim döndüğünce kendi deneyimimi anlatmaya çalıştım ama sorularınız olursa kendisi memnıniyetle cevaplayacaktır.. 






Wednesday, August 31, 2016

Sonbahar'a doğru..

Öğle sıcaklarında hala klimasız pek oturamasak da, sonbaharın geliyorum diyen ayak sesleri özellikle sabah erken saatlerde iyice duyulmaya başladı Datça'da.. Baktım bir kaç gecedir sabaha karşı daha önce nerede bıraktığımızı bilmediğimiz pike için sen alıncan,ben alıcam kavgası yapmaya başlamışız Sevgili ile..Güneş doğar doğmaz gene atıyoruz zavallıyı bir kenara tabii.. 


Madem artık pikelerin zamanı geldi, son dönem ki favorimi serdim hemen.. Bir süredir hem buradan hemde instagramda ki hesabımdan artık evimde daha çok bizden, bizi anlatan, bizlerin el emeği, göz nuru ürünleri  kullanmak istediğimi yazıp duruyorum..Hele o bizim dokumalarımız, öz be öz kilimlerimiz, halılarımız yok mu dünyalara bedel.. Tüm dünya da bunun farkında ama biz hala çoğu Çin malı  pembeli, çizgili vs şeylere bayılıyoruz.. Her neyse bu çok derin bir konu, belki başka zaman daha uzun uzun yazarım..


 İşte yatak odasındaki bu yeni görünüm benim bu dileğimin biraz şekillenmiş hali..Dekorasyonda kullandığım ana ürünlerin çoğu bizden.. Yatak örtüsü veya pike olarak kullanabileceğiniz yumuşacık, sıcacık örtü bizim tezgahlarda dokunmuş.. Benim bu dokuma aşkımı paylaşan hemen yanıbaşımda Datça'da bulunan harika bir dükkandan- Oda Sanat.. Datça'ya yolunuz düştüğünde mutlaka uğramanız gereken bir dükkan.. Her türlü dokuma kumaştan yapılmış kıyafetler ve ev tekstili ürünleri arasında kendinizi kaybedeceğinizin garantisini verebilirim.. Datça'ya yolu düşmeyecekler de buradan internet sitelerine ulaşabilirler..

Yatağın üzerindeki iki adet kilim yastık ise yine son dönemde tanımaktan çok mutlu olduğum Seçil Özelmas'a ait.. Seçil hanım bizim motiflerimizle harika kilimler tasarlıyor.. Tamamen doğal boyalar ve yünlerle üretilen bu yastıklar ve kilimlerle aşk yaşamamak imkansız.. Internet sitesini buradan incelemenizi şiddetle öneririm..

Biraz da Seçil hanımdan öğrendiklerimi yazmam gerekirse yastıklardan birinin ve bardağın üzerinde gördüğünüz karanfil motifi bağlılık ve mutluluk sembolü, cenneti ve dünyevi güzellikleri simgeliyor, doğayı ve doğurganlığı vurguluyor..Mutluluğun ve saf aşkın ifadesi..

Diğer yastıkta görülen el motifinin ise kem gözlerden koruduğuna inanılıyor.. Verimlilik ve iyi şansın sembolü.. 


Wednesday, August 24, 2016

PVC pencereler de boyandı..

2016 yazı sanırım blogger lık hayatımın en tembel yazı oldu.. Gerçekten çok sıcak bir yaz geçirdik ve Eylül'e yaklaştığımız şu günlerde bile hala öğle saatlerinden akşama kadar klima altında oturuyoruz.. Gerçekten çok bunalttı bu yaz sıcakları beni.. Şu sıralar aklımda yine bir sürü proje özlemle sonbahara girmemizi, havaların birazcıkta olsa serinlemesini bekliyorum.. Ama havalar sıcak olsa da Sevgili ile beraber çok uzun zamandır aklımızda olan bir şeyi denemek fırsatı bulduk ve en sonda kahverengi halini görebileceğiniz şu pimapen pencereleri beyaza boyadık..


Çok eskiden National Geography dergisinde ''blond anxiety'' yani sarışın olma kaygısı diye çevirebileceğimiz bir şey okumuştum.. Saçlarına güneşten açılmış gibi sarışın bir gölge vermekle başlayan saçları sarıya boyama serüveninin kimi kadınlar için kısa sürede, yeteri kadar sarışın olamadım diyerek civciv sarısı hallerine geçişi anlatan bir terimdi.. Kuaförlerimizin de bu konuda ellerinden geleni esirgemediğini de unutmamak lazım tabii.. Her neyse saçımı hiç sarıya boyatmadım ama ev konusuna gelirsek bende uzun süredir 'white anxiety' yeteri kadar beyazlayamama kaygısına kapıldığıma eminim.. İşte sanırım bu nedenden o kahverengi pimapenler beni bayağı ciddi anlamda rahatsız ediyordu..


Plastik boyamayı denemek için bir sürü boya not almıştım ama sonunda şu ana kadar denediğimiz en kuvvetli astar boya ile ufak bir deneme yapalım dedik ve mutfak seramiklerini boyamada çok başarılı sonuç veren boyalarla  sıcağa aldırmadan Sevgili işe koyuldu..


Bu tarz boyama işlerinde fotoğraflarda da göreceğiniz gibi özenli bir şekilde boya taşmaması gereken yerleri bantlamak çok önemli.. Çoğu zaman sıkıcı bir iş olabiliyor ama iyi sonuç almak için o sıkıntıya girmeye kesinlikle değer.. İstediğimiz sonuca ulaşmak için 2 kat astar boyadan sonra, 3 katta beyaz boya atmak yetti.. Kullandığımız boyaların detayına seramik boyama ile ilgili yazdığım buradaki yazıdan ulaşabilirsiniz.. Mutfak seramiklerini artık neredeyse 2 yıldır hiç bir sorunla karşılaşmadan kullandığım için bu boyayı orada gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim ama pvc'deki dayanıklılık sonuçlarını size ancak bir süre sonra verebilirim.. Bu arada bu pencereler balkonda olduğu için şimdilik sadece dışa bakan kısımlarını, oturduğumuz sitenin düzenini bozmamak için beyaza boyadık ama iç kısımlara bakanları turkuaz ya da maviye boyamak gibi planlarım da yok değil hani :))


Ve son bir ipucu: Bu sıcak ve rüzgarlı günlerde boya çabuk kuruduğu için tüm boyama işlerini bir güne sıkıştırabilirsiniz ama sonra bantları çıkarmak için bırakın boya 3-4 gün kurusun iyice sertleşsin ki bantları çıkartırken, boyadığınız yerleri de kaldırmayın.. Hatta bantları kaldırırken bir maket bıçağı yardımı ile bantı kesebilirseniz çok daha iyi sonuç alırsınız..

Ve son fotoğrafta da boyanmadan önceki hali...


Tuesday, July 12, 2016

DİY ahşap tepsi

Yapımında en ufak bir katkım bulunmasa da, son dönem Sahildeki Ev'de yaptığımız kendin yap projelerinden en sevdiğim kesinlikle bu tepsi oldu diyebilirim.. Bir kere en önemli ve en sevdiğim özelliği üzerindeki vidalar hariç kullanılan diğer malzemelerin hepsinin çöpe atılmış malzemeler olması..Aslında başta da yazdığım gibi yapım aşamasında elim eline değmedi ama bu fikir çok uzun zamandır kafamdaydı..


2 yıl önce evdeki pergoleleri yenilerken atılan eskiler arasından çok güzel düzgün ahşap parçalar bulmuştum.. Çerçeve ya da bu tarz bir tepsi yapmak için hala saklıyorum onları... Ama tabii bizdeki tembellik de efsanevi olduğundan bir türlü hayata geçememişti bu projeler.. Sonra bu ilkbaharda bizim Emrah Usta bana bu tepsinin ahşaplarını getirdi.. Emrah bilir benim eskileri ne kadar sevdiğimi ve ne zaman eline tadilat yaptığı evlerde atılan eşyalar arasından bir şey bulsa gelir gösterir.. Bunlarda 7-8 parça farklı büyüklükte eski kapı ve pencere kenarlarından sökülmüş parçaydılar.. Daha önce ben bunları bilemedim yaktım ama bunlar kestane ağacıymış çok güzel dokusu var sen bunları istermisin diye bana getirdi.. Çok güzel tepsi olur bunlardan diye aldım hemen tabii.. 


Tabii o parçaların önce yapıştırılıp, sonra da planyadan geçirilmesi için bir marangoza götürülmesi gerekiyordu.. Bu işleri yapması gereken Sevgili de bizim o meşhur tembelliğin pençesinde olunca aradan bir iki ay geçti.. Sonra bir gün Emrah ne yaptınız onları abla diye sorunca, gerçeklerde ortaya çıktı.. Tabii Emrah aldı onları hemen marangoza götürdü, ertesi günde iki tane böyle harika dokulu ahşap plaka yapıp getirdi .. Ben tabii ilk hallerini fotoğraflamayı unuttuğum için şimdi tam göremiyorsunuz ama bu plaka dört ayrı ince uzun parçanın yapıştırılmasından oluşuyor..


Tepsinin kulpları için istediğim deriler ise Datça'da sandalet yapan bir ustanın atık parçaları arasından bulundu.. Ben aslında onu da eski ve yıpranmış bir kemerden yapmayı hayal etmiştim ama bulamayınca böyle oldu ama yine de çok şık oldu bence.. Sonra bayramda gelen kardeşimle sevgili deri kulpları vidalar vasıtasıyla tepsiye tutturdular.. Tepsinin biri bizim oldu, diğeride İstanbul'a kardeşimlere gitti.. İşte size hem tepsi hemde sunum tahtası olarak kullanabileceğiniz tamamen hurda malzemelerden yapılmış tepsimizin hikayesi.. Kendisini çok ama çok seviyoruz bu sıralar..





Thursday, July 7, 2016

Şekersiz lezzetler..(portakallı çikolata)


Geçen yıl sonuna doğru 1,5-2 ay kadar rafine şekeri hayatımdan çıkardığım bir dönem olmuştu.. Yanlış hatırlamıyorsam daha önce yazmıştım.. Çok hasta olduğum, canımın zaten hiç bir şey yemek istemediği bir dönemde başlamıştım bu şekersiz günlere.. Dolayısıyla herkesin çok zor geçiyor dediği o ilk günleri daha kolay atlatmıştım.. Sonrası ise biraz alışkanlıkları kırmak, biraz da alışveriş yaparken daha dikkatli olunca oldukça kolay gelmişti..Ancak Aralık ayında bir Roma seyahati yapınca, İtalyan pastahanelerinin ürünlerini yemeden dönememiş ve yeniden şekerli günlere başlamıştım.. Ancak hala o dönemde kazandığım alışkanlıklar olsa gerek, o zamandan beri eskiye göre çok çok az şeker tüketiyorum..


Pek çok yerde tarifi verilen hurmalı topları da ilk kez o dönem denemiştim.. Sonrasında bir kaç kez yaptım ve oldukça kalorili olsa da, aniden bastıran şeker krizlerine kesinlikle çok iyi bir çözüm olduğunu söylemeliyim.. Tarifini pek çok yerde bulabilirsiniz ama ben her zaman olduğu gibi göz kararı yapıyorum.. Burada da 15 -20 adet hurmayı bir gece önceden suda beklettim ve ertesi gün fındık, ceviz ve bademlerle birlikte 2 çorba kaşığı kakaoyu rondo da hurmalarla karıştırdım. Sonra da top top yapıp hindistan cevizine buladım.. Ancak bu sefer biri tesadüfen, biri bilerek iki farklı malzeme daha kullandım..



 Daha önce yaptığım klasik tarif çok güzel olsa da o çok özlediğim çikolata tadını vermiyordu ne yazık ki ancak bu kez biraz tesadüf eseri çikolata tadına ciddi anlamda yaklaştım.. Öncelikle ben bunları yaparken evde kakaonun bitmiş olduğunu fark ettim. O sırada Datça'da olan eşimde benim daha önce hiç kullanmadığım Migros marka kakao alıp gelmiş.. Her zaman öyle mi çıkıyor bilmiyorum ama bu kakao çok leziz ve zengin bir siyah çikolata tadı verdi.. Bu arada portakallı çikolata benim her halde en sevdiğim lezzetlerden biridir.. İşte yukarıda tarifini verdiğim karışıma biraz portakal kabuğu rendesi, çok az da taze sıkılmış portakal suyu ekleyince oldu size süper bir portakallı çikolata.. Bir tek kötü tarafı var, eski tariften bir tane yesem tatlı ihtiyacımı kesiyordu ama bunu sürekli yiyesim var.. Onun için aman dikkat..

İkram etmeden önce bir kaç saat buzdolabında bekletmenizi de tavsiye ederim..

Keyifle, huzurla, sevdiklerinizle geçsin bayramın bu son günü..


Friday, July 1, 2016

Balık tutuyoruz biz...

Yaz gelince kafamda kırk tilki gibi kendin yap projeleri dönüp dursa da, sıcaklar beni çok tembelleştiriyor ve hepsi proje bazında rafa kalkıyor.. Ama bu çok eğlenceli ve yapımı çok kolay bir şey oldu... Bizim tüylü çocukların da çok hoşuna gitti..


Burada bizim Ares'in olta ile yakalamaya çalıştığı balıklar aslında duvar için yapılmış sticker yani çıkartmalar.. Ben daha önce bu çıkartmaları bir dolap üzerinde uygulamıştım ve yapıştırırken dikkat edilecek noktaları o yazımda belirtmiştim.. Dileyenler buradan ulaşabilirler.. Burada biz balıklarımızı balkonumuza yapıştırdık.. Sizde ayaklarınızın altında balıklar dolaşsın istiyorsanız kolaylıkla uygulayabilirsiniz bu projeyi..

Şimdiden biz Sahildeki Ev ahalisi iyi bayramlar ve iyi tatiller dileriz..




Monday, June 27, 2016

Sıcak yaz..

Bu yıl ne kadar hızlı ve erken bastırdı yaz sıcakları değil mi? Bir iki gün öce bir yıl önce instagrama koyduğum fotoğraflara bakıyordum.. Tam bu dönemler için yaz bir türlü gelmek bilmiyor, deniz de sanki Aralık ayında girdiğim denizlere benziyor diye yazmışım.. Hatta soğuktan 10 gün denize girmediğim zaman olmuş ki ben deniz keyiflerimi sağlığım yerinde oldukça hiç aksatmam..



Tabii Haziran'da aniden bastıran Ağustos sıcakları bizi topyekün pestil gibi yere serdi.. Evle falan hiç ilgilenemedim, hiç doğru dürüst fotoğrafta çekemedim.. Hatta bazı günler o kadar sıcakti ki, yemek yapmayı bırakın, sofra bile kuramadım.. Datça'ya inip ayak üstü bir şeyler atıştırdık hep..Ama bugün hava biraz serinleyip, rüzgarda püfür püfür esmeye başlayınca ilk iş önce evi toparladım.. Şİmdi de akşam için dışarıya güzel bir sofra kurdum.. Gece olup mumlarımızı, fenerlerimizi yaktığımızda çok hoş bir atmosfer oluyor bu balkonda.. Fazla rüzgar olmadığı bir gün söz sizler içinde fotoğraflarım..


Bu ne biçim sofra sadece meyve var demeyin.. Bu buram buram yaz sofrası.. Önden bir börek gelecek sonrada iş bitecek :))  Mutlu akşamlar bizden size...


Aslında bu akşam annem gelecek yemeğe ama  şeref konuğumuz Hestia şimdiden oturmuş bile.. Neyse onu ağırlamak çok kolay Hera ve Ares'in aksine o kendi mamasından başka hiç bir şey yemez..


Thursday, June 16, 2016

Dekoraman







Dekorasyon üzerine harika yayınlar yapan Dekoraman sitesi ile geçen hafta çok keyifli bir röportaj yaptık... Dileyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler..

Keyifle geçsin bu gününüz..


http://www.dekoraman.com/yazarlar/bir-sahilbir-evilham-kaynagi-bir-sosyal-medya-hesabi

Monday, June 6, 2016

Artık yaz geldi...

Artık ara mevsimler çok hızlı geçer oldu değil mi? Eskiden bütün kış yorgan kullandıktan sonra, havalar ısınmaya başlayınca uzunca bir süre de pike ve kalın bir battaniye ile idare ederdik.. Ama bu yıl battaniyeyi ortaya çıkarmamla kaldırmam bir oldu sanki.. Havalar aniden ısınınca bizde birden pikelere geçtik tabii..Yaz geldi artık anlayacağınız buralara..


Yazla birlikte artık açık balkonda da uzun uzun zaman geçirmeye, neredeyse tüm zamanımızı orada geçirmeye başladık.. Bu yıl oranın çiçeklerine, begonvillerine daha çok önem vermeye başladık.. Begonviller biraz daha büyüsün, söz size oradan çok güzel fotoğraflar yayınlayacağım..


Tabii havalar ısınınca benim kafamdaki bütün projeler de, hatta yarım olanlar bile önümüzdeki kışa kaldı gibi..Yaz ayları ile o kadar tembelleşiyorum ki anlatamam.. Yazı hem çok seviyorum, hemde sıcaklar sanki tüm enerjimi alıyormuş gibi geliyor.. Onun için ne yapacaksam sabah serin saatlerde yapmaya çalışıyorum, öğleden sonraları ise elimde bir kitap oradan oraya devrilip tatlı şekerlemeler yapmakla geçiyor..


Sahildeki Ev'in tüm ahalisinden mutlu yazlar ve hayırlı ramazanlar...



Wednesday, May 18, 2016

Papatyalı sofra


Bu gün biraz rahatsızım.. Sabahtan beri bir elimde kitap, bir elimde ipad yatağın içinde dönüp duruyorum.. Ara ara Ares de ziyaretime gelip sevdiriyor kendini.. Snap ten de arada bir bu tembel hallerimizi yayınlıyorum.. Merak ederseniz snap chat adresim de : Sahildeki Ev



Durum böyle olunca bugün bütün yemekleri Sevgili hazırladı.. Akşam yemeği de ondan, biraz kendimi iyi hissedersem belki kalkar sofrayı da ben kurarım ama şimdilik yatıyorum.. Ama tabii yattığım yerden size sofra fotoğrafları gönderebilirim değil mi? Bu fotoğrafları bu ayki Maison Francaise dergisinin country eki için çekmiştim.. Nisan ayıydı, Datça'da her yer papatya doluydu.. Havaların ısınması ile papatyalar da yavaş yavaş bir sonraki mevsime kadar yaz uykusuna yattılar..

İşte o güzelim papatyalarla mutlu akşamlar bizden size..




Monday, May 16, 2016

Hafifliyoruz, rahatlıyoruz...

Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi dün yani pazar günü Datça'da sokak hayvanları yararına kurulan ve genellikle ikinci el eşyaların satıldığı pazara/ kermese bizde katıldık.. Aslında oradaki köpekleri, tezgahları bol bol fotoğraflamak, sanap chat de yayınlar yapmak istiyordum ama daha ilk eşyayı tezgaha koyar koymaz satış yapmaya başladık ve öğle saatlerinde yağmur başlayıp eve dönünceye kadar da hep ayaktaydık. Değil fotoğraf çekmek başka tezgahlarda neler var bakamadım bile..


Tezgahı kurarken masaları yerleştirirken bayağı bir acemiliğimiz oldu ama tabii bu daha ilk seferimizdi.. Bir daha ki sefere çok daha organize olarak gideceğimize eminim.. Neler iyi satıldı derseniz fiyatları uygun tutarsanız neredeyse her şey.. Tabii en çok ev aksesuarları ilgi gördü.. Kullanmadığım takılar tahminimin çok üzerinde ilgi gördü.. İkinci el kıyafetlerde ise temiz ve ütülü olanlar, sezon gereği yazlık giysiler müşteri buldu diyebilirim.. Fiyatları ise yurt dışında gezdiğimiz bit pazarlarını örnek alarak mümkün olduğunca düşük tutmaya çalıştık.. Çünkü burada amacımız hem evdeki fazlalıklardan kurtulmak, hemde sokak hayvanları için bir şeyler yapmaktı.. 




Sonuç derseniz, fazlalıklardan kurtulmak, hafiflemek , rahatlamak açısından çok başarılı oldu.. Geriye çok az eşya getirdik, çoğunluğu da benim yanlış seçim yaptığım ikinci el kıyafetlerdi. Bu sabah geri getirdiklerimi yerleştirirken dolaplarımın rahatlamış halleri beni öyle mutlu etti ki anlatamam.. Şimdide bir sonra ki için acele etmeye başladık bile..

Bu pazardan kazandığımız paralarla da daha önce de yazdığım gibi tüylü sokak çocuklarına yardım etmeye devem edeceğiz.. Dün hatta bizim standa gelen veterinerimiz ile, senin için kazanıyoruz bu paraları diye şakalaştık..

Evet bizim pazar maceramız böyle geçti, bir de hava güzel olsaydı her şey dört dörtlük olacaktı ama yine de çok güzeldi her şey..


Thursday, May 12, 2016

Bırak dağınık kalsın...

En son galiba Maison Francaise dergisi için bu fotoğrafları çektiğimde bu küçük odamız bu kadar derli topluydu.. Sonra İngiltere'den kayınbiraderim bizde gelip bir süre kaldı. O zaman bu odayı ona verdik.. O gider gitmez de ben odayı yine kolilerle doldurdum..

Bu Pazar günü Datça'da Sokak hayvanları koruma derneğine yardım amacıyla bir kermes/pazar var.. Genelde yiyecekler, içecekler ve ikinci el eşyalar satılan çok keyifli bir ortam oluyor..


Bu yıl bizde katılalım dedik.. Onun için evden satılabilecek bir sürü aksesuar ayarladım, kolilere yerleştirdim ama şimdi Pazar günü yağmurlu olacak deniyor, onun için iptal edilebilir.. Bende kolilerimle bir süre daha yaşamak zorunda kalabilirim anlayacağınız.. Ama eğer hava düzelir de iptal olmazsa ve sizde Datça'daysınız mutlaka bekliyorum.. Bizim evde gördüğünüz bir takım aksesuarlar, yıllar içinde yurtdışından taşıdığım bir sürü bişey bişey hepsi orada olacak.. 


Eğer bu kermeste biraz satış yapabilirsek, bizim kazandıklarımız da yine sokak hayvanlarına gidecek..  Datça'da yaşamaya başladığımızdan beri sokak hayvanlarını kısırlaştırmanın ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar görüyorum. Her kış o kadar çok yavru telef oluyor ki anlatamam, ki burası bir de sokak hayvanlarının Türkiye geneline göre çok daha rahat yaşadığı ve kış aylarında iklimin ılıman geçtiği bir yer.. İnsanlar yüzünden yaşadıkları sorunlar sadece yaz aylarında bir iki aylığına buralara gelip etrafta kedi köpek görmek istemeyen yazlıkçılardan oluyor.. Buna rağmen yavruların çoğu bir iki ay içinde ölüp gidiyor, sık sık doğum yapan annelerde arkalarından... Kısırlaştırılmış hayvanlar ise çok daha rahat, ve  uzun yıllar yaşamaya devam ediyorlar..

Snapchat hesabımda sokak köpeği Badem'i sık sık görüyorsunuzdur.. Dünya tatlısı inanılmaz bir sokak köpeği.. Kedilerle, insanlarla arası çok iyi.. Bizim Ares'in bile kankası oldu. Bir ay kadar önce onu kısırlaştırdık, tüm aşılarını yaptırdık... Amacımız eve alamasak da dışarıda ona uzun yıllar bakmak.. Bu kermesten kazanacağımız paralarla hedefimizde kısırlaştırmak, aşılarını yaptırmak için başka sokak hayvanları da var.. 

Neyse konuyu uzattım ama sanırım siz benim ne demek istediğimi anladınız.. Dolayısıyla eğer yağmur yağmazsa bu Pazar bu civarlarda olanları bekliyoruz..


Tuesday, May 10, 2016

Tuzlu tuzlu yaz kahvaltıları...


Yaz kahvaltılarının pratik olmasını seviyorum..  Sabahları genellikle yürüyüş yapıp sonrasında da denize girerim.. Yürüyüş ve deniz sonrası insan kendini gayet zinde ve dinç hissederken oturup detaylı ve ağır bir kahvaltı hazırlamak çok işime gelmiyor.. Blogda daha öncede yazmıştım, en sevdiğim yaz kahvaltılarından biri labne peynirin içine dereotu, maydonoz, nane, kekik gibi taze otlar doğrayıp, kimi zamanda onu baharatlarla süsleyip kızarmış ekmeğe sürüp çay eşliğinde yemektir..


 Geçenlerde Feast Gıda'nın yemek danışmanı sevgili Dilek Yetkiner beni çok hoş bir ürünle tanıştırdı. Çeşnili deniz tuzları - Salted Goods.. Tabii hemen en sevdiğim yaz kahvaltısında denemeye başladım.. Fesleğenlisi, kuru domastesli ve şarap lezzetli tuzlar benim bu çok sevdiğim yaz kahvaltıma çok çok yakıştılar ve ayrı bir lezzet kattılar.. Trüf mantarlıyı ise omlette kullandım.. Tabii asıl macera bu mevsimin güzeli ve illaki tuzlanarak yenecek yeşil erik te denemekti bu özel tuzları.. Valla ne diyeyim bizim 40 yıllık yeşil erik ve bu gurme tuzlar pek sevdi birbirini.. Salted Goods'un sitesinde bu tuzları kullanabileceğiniz pek çok yemek tarifi var ama ben yine de kendi mutfağımda yeni tatlara yelken açtım bunlarla..

Dilek Yetkiner'in yemek tarifleri verdiği sitesine buradan, Salted Goods'un sitesine ise buradan ulaşabilirsiniz..




Harika bir gün diliyorum hepinize...